15 Aralık 2013 Pazar

Clubber..

Mayıs / 2002

     Hayatım boyunca hep "kafa nereye biz oraya" şeklinde yaşamak istesem de baba memur olunca "tayin nereye biz oraya" şeklinde yaşadım hep.. O işler öyle sandığım gibi olmuyormuş, memur çocuğu olmak bunu gerektiriyormuş.. Tam lisedeki kızlara adapte olmuş, sınıftaki bütün kızlarla arayı kurmuş, yan sınıfın kızlarına dadanmıştım ki Ankara'dan haber geldi.. 4 senelik İstanbul macerası burada bitiyor, yeni açılan Gebze bomba büro amirliğine babamı atıyorlardı.. "Başka adam mı yoktu amk..!" diyemedim tabi.. El mahkum, baba kızgın, okulların kapanmasına şurada 1 ay kalmış atladık gittik Gebze'ye.. Hayatım okul, ev, mahalle üçgeninden ibaret olduğu için başlar da çok da küçük gelmemişti bana Gebze.. Yaşanmış ve yaşanamadan tarih olmuş aşklarımı, 10 Fen-A'nın en güzel kızlarını, karşı komşumuz Emel teyzenin yer taşı yiğenini falan hep bıraktım ardımda.. Bi ağlamaklı oldum, bi buruldum, sonra geçti gitti tabi, sonuçta hiç biri bi Özge değildi..Çünkü ben hala mal gibi hep bi yerlerde, hep bi şekilde Özge'yi arıyordum.. Baktığım her yerde onu görüyor, yeni sınıfımdaki kızları da ona benzetiyordum.. Belki hayatımın aşkı olacak ilik gibi kızları "Özge böyle yapmazdı, Özge böyle demezdi.." diyerek kaçırmışlıklarım olmuştu.. Şimdi gözlerimi kapatıp geçmişe dalınca Hande'yi özlemle anıyordum ama sonra aklıma Hande'nin bana yaptıkları gelince "tipini siktiğimin sidiklisi" demekten alamıyordum kendimi..Hiç unutmuyorum o günü..

     Okulların kapanmasına yaklaşık bir ay kalmış, son sınavlar bitmiş millet okula makarasına geliyordu. Konular bittiği için hocalar genelde boş boş şeyler anlatıyor ya da sınıfı serbest bırakıyordu. Yeni bir öğrenci için en çekilmez anda başlamıştım yeni okuluma. İsimlerini henüz bilmediğim belli ki sınıfın haylaz takımı cam kenarının en arka sırasına geçmiş geyik yapıyordu. Ara sıra önlerinde oturan uzun saçlı kızın saçlarıyla oynuyor, onu rahatsız ediyorlardı. Kız arkasını dönüp "yapmayın artık" tarzı bi şeyler söylese de tayfanın bağı çözülmüş kravatları, belki pantolonun içine hiç sokulmamış gömlekleri kızın uyarısını dinlemeyeceklerinin sinyallerini veriyordu adeta. Ufak çaplı gerginliğin yaşandığı sıralarla aramda 3-4 sıra vardı, benlik bi şey yoktu ama ben çaktırmadan onları izliyordum. Tayfadan bi eleman bu sefer elindeki kağıt parçalarını adını bilmediğim kızın saçlarına atıyor, kızın saçlarına takılan kağıtlara bakıp saçma sapan eğleniyorlardı. Ben bu sefer kızı daha dikkatli incelemeye başlamıştım. Aman tanrım, yine aynı şey oluyordu. Elmacık kemikleri.. Bunlar, bunlar.. Bunlar Özgemin elmacıklarıydı.. Sıçmıştım, yine durup duruken aşık oluyordum. Kendime engel olamıyor, başka tarafa bakmaya çalışsam da bunu yapamıyordum. Olan oldu zaten diyerekten koyverdim kendimi ve bu sefer aşık olduğum kıza bakıyordum; ama demin beni rahatsız etmeyen arkadaki dingillere şu an üst düzey ayar oluyordum. Ayağa kalkıp, sıraya vurup, "bırakın kızı ulen" demek gelse de içimden dayak yemekten korktuğum için hiç yeltenmedim. Ama bu yaşananlar burada kalmayacak, dingil takımından intikamım acı olacaktı. Nasıl olsa benim kız şimdilik başının çaresine bakıyordu. Aradan bi kaç dakika geçmiş dingil tayfa bokunu çıkartmaya başlamıştı. Keçeli kalemle kızın gömleğine bi şeyler yazmaya çalışıyorlardı. Tam bu sırada benim kız hışımla kalktı yerinden. Tam hocaya söyleyecek galiba diye düşünürken kız, piç gibi tek başıma oturduğum sıraya doğru geliyordu. Lan yoksa..

+ Oturabilir miyim..?

Dedi benim hatun yanımdaki boş yeri göstererek. Gittiğim her kafede yersiz coşkulu arkadaş gruplarının beni yalnız ve saf görüp masamdaki genellikle boş olan sandalyeleri almaya çalışmalarına karşın oluşturmuş olduğum savunma mekanizmasının "sandalye dolu hocam, bi arkadaşı bekliyorum.." demesine müsade etmeden kaydım kenara..

+ Teşekkür ederim..

Mal gibi cevap veremedim. Ama en azından bi fırsatım vardı artık. Sevdiğim kız gelmiş ve yanıma oturmuştu. Tanrım, sanırım o da beni seviyordu diye geçirirken içimden sınıfı göz ucuyla süzdüğümde bi sırayı 3 kişi paylaşanların bile olduğu sınıfta yalnız oturan tek kişinin ben olduğum gerçeği ezelden yalnız olduğumu vuruyordu yüzüme. Bahtımı sikeydim. Ama şimdi değildi; çünkü bu sefer elime on numara beş yıldız bir fırsat geçmişti. Ve bu fırsatı yaratan dingil tayfa bundan sonra dünya ahiret gardaşımdı. Onlar olmasaydı kalan 1 ayda siksen ben bu kızla tanışamaz, 3 aylık yaz tatilinde mal gibi aşk acısı çekerdim kendi kendime.. Şimdi düşünüyorum da, keşke çekseymişim de..

- Berkin ben..

+ Efendim..?

- Berkin ben Berkin. Adım yani..

+ Hıı anladım.

"Anladım ne lan mal" demek geçse de içimden dur toroman sakin ol, hatun salak azcık galiba, idare ediver diye yatıştırdım kendimi.

- Ya senin..?

+ Hande ben de..

- Memnun oldum..

Bi şey dememişti, sanırım o memnun olmamıştı. Olsundu evlenince illa ki memnun olurdu. Şimdi sabırlı olmam ve sevdiceğime karşı hassas davranmam gerekiyordu. Çünkü aşık olmak bunu gerektiriyordu.

     Aradan bir iki hafta geçmiş sınıftaki çocukların yavaş yavaş arasına girmiştim. Yani aslında pek girmiş sayılmam, okul çıkışı eve yalnız yürüyor, öğle tatilinde yapılan maçlarda hep kaleci oluyor, yemekhanedeki yemeğimi yalnız yiyordum. Ama olsun, sonuçta artık yalnız oturmuyordum. O günden sonra Hande bi daha eski sırasına oturmadı, sanırım sevdiceğinden ayrı kalmaya gönlü razı olmadı ki tatilden önceki şu son 2 haftayı benim yanımda değerlendirmeye karar verdi. Ama hiç konuşmuyordu. Olsundu susmak ona çok yakışıyordu. Acık konuşaydı iyiydi ama yapacak bi şey yoktu. İdeal bir eş adayıydı, en azıncan car car konuşup kafa şişirmiyordu..

     İyi kötü okulun son haftasına girmiştik. Bende gram heyecan yoktu. Karne falan almayacak, yaz tatilinde bi yere gitmeyecektim. Heyecan yapacak hiç bi şey yoktu yani hayatımda.. Ta ki karne gününden bi gün önce Hande bana "yarın akşam hep beraber dışarı çıkıcaz, gelsene sen de.." diyene kadar. Annanı sikiyim, sanırım bu bi çıkma teklifiydi. Elim ayağıma dolanmış kızın cümlesi daha bitmeden ben yarın gece için plan yapmaya başlamıştım bile. Babamdan arabayı mı alsam lan diye geçirdim içimden, sonra arabamızın hiç olmadığı geldi aklıma, sustum, ama hala ümit doluydum. Zor günler için sakladığım bayramlarda topladığım 120 kadar milyonum vardı. Şimdiki parayla orta düzey bi mekana gidip yanındaki hatunu ve seni sarhoş edecek kadar içebilecek bir para ediyordu bu ki o zamanlarda iki birayla amı götü dağıtabiliyor olmam bana maddi açıdan avantaj sağlayacaktı. Nerde, ne zaman buluşacağımızı öğrendikten sonra heyecanla evin yolunu tuttum. Okuldan çıkarken dingil tayfanın kendi aralarında konuştuklarına hafiften kulak misafiri olmuştum. Uzun boylu, adı Emre olan avel yanındaki şakire "geçen aldığımız mavi gömleği giyicem ben, baştan söyliyim de siz farklı renk giyin." cümlesi ve buluşmanın 21:00'da, çarşıda olacak olması gece klübü tarzında bi yere gideceğimiz ihtimalini güçlendiriyordu. Salak gibi nereye gideceğimizi sormamıştım. Neyse ne giysem acaba diye düşünmeye başlamıştım. Onlar gömlek giyeceğine göre ben de o tarz bi şey giymeliydim, sonuçta sevdiğim kızın karşısına LC Waikiki'nin sarı maymun logolu tişörtüyle çıkamazdım. Eve gelmiş annemin yüzüne bile bakmadan odama koşmuş dolabımı karıştırmaya başlamıştım. Ben de gömlek giymeye karar vermiştim. Toplamda 3 tane gömleğim vardı; 2'si beyaz okul gömleği biri de mavi gömleğimdi. Mavi gömleği giyip avelle papaz olmak istemediğimden mecburen beyaz gömlek giyecektim. Hem orası okul değildi ve okul dışında beyaz gömlek giymek şekil durabilir diye düşünmüştüm. Yalnış düşünmüşüm..

     O gece sabah olmak bilmedi. Şansım ilk defa bu kadar yaver gidiyordu. Ben bütün gece acaba yarın için babamdan nasıl izin alsam diye düşünürken ertesi gün kahvaltıda babamın o gün devriyede olacağını ve gece 01:00 gibi eve geleceğini öğrendim. Annemi yalvar yakar da olsa tavlarım zaten diye düşünerekten accayip rahatlamıştım. Karnemi eski okulumdan bi kaç gün sonra alacağım için sabah okula gitmedim ve akşam için kendimi hazırlanmaya başladım. Saçlarımı en az beş kere yıkayıp jolelesem de bi türlü istediğim Memoli olamıyordum. Akşam olduğunda annemden gece 00:00'dan önce evde olacağıma dair söz vererek izni koparmış hatta 10 milyon da harçlık almıştım. Buluşma saati yaklaşıyordu..

- Anne kot pantolonum nerde..?

+ Yıkıyorum oğlum makinede..

Beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Zaten bi tane kot pantolonum vardı, o da şu an makinedeydi, bu olmamalıydı. Anneme kızma hakkım da yoktu çünkü dışarı çıkacağımızı henüz yeni söylemiştim, yapacak bi şey yoktu. Son çare olarak;

- Anne peki geçen sene kuzenin düğünde giydiğim takım elbisem nerde..?

Annem söylene söylene de olsa takım elbisemi çıkarıp getirmişti. Çaresizce siyah kumaş pantolonu, beyaz gömleğimi ve siyah ceketimi giydim. Annem zeki kadındı allahtan da "saçmalama oğlum kravat takılır mı hiç, düğüne mi gidiyorsun" dedi de son yanlışımdan son anda da olsa dönderdi beni. Beyaz okul gömleğini okul dışından giymenin şekil duracağı düşüncesi kumaş pantolon ve okul ceketime yakın tonda bir siyah ceketle birleşince meslek lisesi çakalına dönüşmüştü. Saçlarımdaki ayrodinamik yapının gazına gelerek çıktım evden.
Saat 20:30 da buluşacağımız yere gelmiştim. Geç kalmak, bu fırsatı kaçırmak istemiyordum. Belki de bu gece Hande'nin gönlünden bir pincik alacak, aşkımızı tarihe yazacaktık..

     Tam kadro 21:30 da anca toplanabilmiş, bu geçen 1 saatlik süre zarfında her gelene yeni geldim ben de zaten yalanını söylemiştim. Dingil tayfadaki aveller bile yakışıklı olmuştu amk, kızlar da çok güzeldi, hepsi baya bi süslenmişlerdi. Hatta aralarından bi kaç tanesini fondotenden dolayı tanıyamadım, ama burda olduklarına göre bizim sınıftandılar. Handem assolist misali en geç gelendi. Çok da güzel olmuştu, belki biraz açık giyinmişti ama olsundu, yanında ben vardım, sevdiği adam vardı, hiç bi şey olmazdı..

     Daha önce bi kaç kez geldiğim çarşının hiç bilmediğim ara sokaklarından birine girdik. Kapıda iki tane izbandut gibi herif vardı. İyi de hiç birimiz reşit değildik, buraya nasıl girecektik amk, bizi siksen almazlardı. Dingil tayfanın avellerinden Emre adamlara ufaktan kafa selamı vererek hiç bi şey demeden girdi içeri, biz de takiben içeri girdik. Sonradan öğrendim ki mekan elemanın babasının mekanıymış, ilk dakikadan şeklini koymuştu pezevenk. Yapacak bi şey yok dedim ve içeride bizim için ayrılmış masaya doğru yöneldik. İlk yarım saatte masa donatılmış herkes içkisini söylemişti. Çoğunluk bira ve votka içerken Emre viski içiyordu. Bunu gören ben ondan eksik kalır mıyım hiç, biradan sonra ben de döndüm viskiye. Biranın tadına bile henüz alışamamış olan ben ilk defa viski içecektim, ne kadar kötü olabilirdi ki..?

     Aradan bi saat kadar geçmiş, milletin kafalar birayla bi milyon olmuş kendilerini çalan yabancı müziğin eşliğine bırakmışlardı. Bense hala geldiğimdeki gibi ayıktım çünkü bu amına koduğum kolanya kırmasını içemiyordum. Bi yudum alıyor, acı çekiyor, lanet ediyordum. Ben bunları yaşarken Emre aveli viskisini havaya kaldırıyor kızlarla kadeh tokuşturuyordu. İşte bunu yapmayacaktın oğlum diyerek yuvarladım ilk viskiyi, ikincisini ve hatta üçüncüsünü. Kör olmak üzereydim ki yanımda oturan extra-fondotenli kızlardan biri "yeter artık başka söyleme, kalkıcaz zaten" diyerek uyardı beni. Düşünemeyecek kadar sarhoştum ama memur mantığımı asla kaybetmemiştim. Madem kalkacaktım, ziyan olmasın diyerek yenisini söylemedim. Millet kopmuş deli gibi dans ediyordu. Alkolün vermiş olduğu yetkiye dayanarak sahneye fırlamak üzereydim ki içimden bir ses "dur lan toroman, gaza gelme hemen, rezil edicen kendini kıza" diyerek frenledi beni; ama o da neydi, mekanda "Sentello" çalıyordu, bu benim en sevdiğim yabancı şarkıydı, çünkü zaten bi tane yabancı şarkı biliyordum ve doğal olarak bu da en sevdiğim olanıydı. Üstelik Hande de sahnede Emre'yle karşılıklı oynuyordu. Buna seyirci kalamazdım, atladım sahneye, milletin arasına karıştım ve çılgınlar gibi dans etmeye başladım. Kendimi sexy hissediyordum ve artık tam bir clubberdım. Dans bilgisi halaydan öteye geçmeyen ben sahnede adeta şov yapıyordum, ya da bana öyle geliyordu. Hayatı stop-motion tadında yaşıyor, görüntüleri anlık olarak yakalıyordum. Çevremde bi çember oluşmuş millet bana bakıp gülüyordu. Başta onları dansımla etkilediğimi sanarken sonradan anladım ki mekanın palyaçosu olmuştum. Utanmaya çalıştım ama o kadar sarhoştum ki onu bile yapamamıştım. Şarkı bitmiş, düşmemeye çalışarak masaya doğru yönelmiştim. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum masaya hesap geldi. Mekan, Avel Emre'nin babasının mekanı olduğundan dolayı o ve arkadaşları hesabı ödemeye yeltenmediler bile, onların hesabı önceden kesilmişti. Geri kalan herkes cebinden, çantasından içtiği kadar para çıkartıyor imece usulü hesap ödemek için hesap defterine en yakın olan Hande'ye paraları uzatıyorlardı. Kendi cüzdanından da para çıkartmaya çalışan Hande'nin elini tutup aşağı indirerek hesabı aldım önüme. Az önce yaptığım rezilliği unutturabilmek, zaten olmayan karizmamı eksilerden kurtarabilmek ve Handemin gönlünü çalabilmek adına "bırak Hande ben ödicem" dedim. Vicdanını siktiğim hiç ısrar etmedi, "olur" dedi ve paraları arkadaşlarına gülerek geri uzattı. Defteri açtım. Açmaz olaydım. 210 milyon yazıyordu. Avradını siktiklerim benim babam 470 milyon maaş alıyordu. Sıçmıştım. Yapacağım şekil götüme girmek üzereydi ki millet olayı çakmasın diye aceleyle bozukluklar dahil cebimdeki tüm parayı defterin arasına koyup garsona işaret ettim. O an ne olmasını beklediğimi bilmiyorum ama onlar paranın eksik olduğunu anlayana kadar kaçabiliriz lan belki, okulun da son günü, sonradan ortaya çıksa bile araya 3 aylık tatil girecek, çoktan unutulur da hem diye düşünmüş olsam gerek hızlı hareket etmeye başladım. Tam kapıdan çıkacaktık ki göz ucuyla kestiğim garson elindeki defterle bizim avelin yanına gelip kulağına bi şeyler fısıldadı. O kadar sarhoş olmasaydım o an çok rahat ağlayabilirdim. Amk rezilliğime katmer katmak üzereydim ki Emre yanıma gelip, alaycı bir tonla gülüp sırtımı sıvazlayarak "genç adamsın, olur öyle.." dedi. Canım çok yanmıştı ama en azından tüm gruba değil bi tek o avele rezil olmuştum.

     Herkes birbiriyle vedalaşıp bi yöne doğru dağılırken son darbe Hande'den gelmişti. Hande Emre ile elele yürüyordu. Zürriyetini siktiklerim ne ara sevgili olmuşlardı. Sen değil miydin daha bi kaç hafta önce o pezevengin elinden kaçıp bana sığınan. Amk sidiklisi. Yaktın beni. 3 ramazan 2 kurban bayramının birikimini az önce karıya kıza yedirmiş, mekanda sikimsonik derecede rezil olmuş, üstüne bir de Hande'yi o avele kaptırmıştım. Bütün bu olanları düşündüğüm zaman saatin 02:00'yi gösteriyor olması ve eve gittiğimde babamdan muhtemelen dayak yiyecek olmam gerçeği canımı bile sıkmamıştı. Bir narin göz yaşı süzülüverdi yanaklarımdan. Sonra ne mi oldu..? Bi sigara yaktım, geçti gitti.. İşte ben o gece sigaraya başladım.. Ama o yavşak Hande'yi hiç unutmadım.. Karşıma çıkma kızım.


Berkin Akdeniz.
   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder