1 Aralık 2013 Pazar

İlk Aşk..

Nisan / 2012  

     90'ların henüz başıydı. 7 yıllık acemi birliğini tamamlamış ve ilerleyen yıllarda ebemi sikecek olan eğitim öğretim hayatıma başlamak üzereydim. Yaşıtlarım 1. sınıfa başlamanın heyecanı içerisindeydi, bense bi tek Özge'yle aynı sınıfa düşüp düşmeyeceğimizi düşünüyordum. Daha önce bi kaç kızla evcilik oynamışlığım vardı ama ilk defa bi kıza karşı böyle bi değişik hissediyordum. Özge'yle de çok evcilik oynardık ama onu dolabın içine falan sokmaya, tenhada kıstırmaya çalışmamıştım hiç, ciddi düşünüyordum herhalde, bilmiyorum.

      Annemden yediğim dayakların çoğunu da Özge yüzünden yemiştim mesela. Annemin ne kadar ruju, küpesi, kolyesi varsa alır alır Özge'ye götürürdüm. Başlarda annem ayıkmamıştı, kaybettim, düşürdüm herhalde falan diye düşünüyordu, ta ki gerizekalı Özge ona verdiğim kolye ve küpelerden saçma sapan bi kombin oluşturup, abartılı bi makyajla bize gelene kadar. Onu o halde görünce çok sevinmiştim önce. "Bana güzel görünmeye çalışıyor, aşkım ya.." diye sevinmiştim kendi kendime. Annem önce hiç bi şey demedi. Döverdi ederdi ama anlayışlı kadındır vesselam, Özge'nin yanında rencide etmemişti beni. Ama o tatlı rüya Özge gidene kadar devam edecekti. Özge gittiğindeyse önce bi ışık, gerisini hatırlamıyorum..

      Okullar açılmıştı. Herkes anasıyla babasıyla, bense tek başıma gelmiştim boyumdan büyük çantamla okula. Annem çalışıyordu, ondandı herhalde diye çok yadırgamadım başlarda. Gözüm okul bahçesinde Özge'yi arıyordu. Aslında çok daha güzel kızlar vardı okulda ama benim gözüm Özge'den başkasını görmüyordu. Ben aynı sınıfa düşüp düşmeyeceğimizi merak ederken okulun ilk günü aynı okulda bile olmadığımızı öğrenmiştim; yıkılmıştım. Zalım kaderim sevdiceğimle yollarımızı ayırmaya çok erken başlamıştı. Ben Kocaeli Yahya Kaptan İlköğretim Okulu'na Özge ise Sistem Özel diye bi okula gidiyordu. O günün akşamı anneme "anne ben de özel okula gitmek istiyorum" dediğimde annem beni karşısına alıp uzun uzun konuştu, konuşmanın yarısında fakir olduğumuzu anladığımdan devamını dinlememiştim. Çünkü nasıl olsa özel okula gidemeyecektim.O an ağlayarak odama koşup yatağıma atlamak istedim ama sonra bi odamın olmadı aklıma geldi ben de çektayın üzerine atladım. En azından okullar birbirine yakın, çıkışta gider alırım diye kendi kendimi teselli ediyordum. Yalnız bi sorun daha vardı; Özge'nin okulu tam gün bizimkisiyse fakir işi yarım gündü. Sabahçıydım ben. Öğlen 12'de dersim bitiyor, Özge ise o saatlerde okulun yemekhanesinde yemek yiyordu. Güvenlik kulağımdan tutup beni kovana kadar ilk bi kaç hafta camekanlı yemekhanenin dışından Özge'yi izledim. Küçüçük ağzıyla ne de güzel yemek yiyordu. Bu sırada ben de dışarda annemin çantama koyduğu sarelleli ekmeğimi kemiriyordum. Babam eve geç geldiğimden dolayı bi kaç kere kızdığı için göt korkusundan bi daha Özge'nin okuluna gidemedim. O eve 3-4 gibi geliyor ve geç olduğu için akşam çok nadir dışarı çıkıyordu. Bense akşam ezanı okunana kadar dışarlarda sürtüyor, her akşam Özge'yi bekliyordum.

      Aradan bi kaç yıl geçmişti ve zaman geçtikçe iyice görüşemez olmuştuk. Ama ben hala çok seviyordum Özge'yi. İlk aşkımdı o benim, boru mu. Öyle hemencecik unutulur mu. Ama zaman geçtikçe benim daha çok canım yanıyordu. Özge'nin artık tüm arkadaşları okuldandı. Beni çoktan unutmuştu belki de. Karşısına geçip yalan mıydı oynadığımız evcilikler deyip bi tokat atasım gelmişti. Ama babasına falan söyler diye sustum.

      Derken yıllar yılları kovaladı. Memur çocuğuyuz biz, tayin nereye biz oraya. İl il gezdik, okul değiştirmekten, yeni sınıflara adapte olmaya çalışmaktan okumayı 3. sınıfta anca çözdüm amk. Ama bi şekilde yuvarlanıp gidiyorduk işte. Ee Özge'nin izini de kaybettim haliyle; tabi o zaman face falan da yok book gibi kaldık ortada. Bu ilk aşk nasıl bi illetse lisedeki manita adaylarımı bile içten içe Özge'yle kıyaslıyordum. Özge'nin memesi yoktu mesela, diğer kızların memelerinin olması onları bir adım öne geçiriyordu ama olsun yine de yetmiyordu, ben yine de içten içe Özge'yi arıyordum..

      Okul hayatım böyle saçma sapan şeylerle üniversite evresine kadar gelmişti. Üniversitede de bi kaç kıytırıktan ilişkim olmuş, fantastik şeyler yaşamıştım. İyi kötü o yıllar da geride kalmak üzereydi ama ben mal gibi evlenecek kız bulamadan diplomaya doğru yaklaşıyordum. Hep "olum üniversite de buldun buldun, iş hayatına atılınca kız mız bulamassın" diyen gerizekalı arkadaşlarım yüzünden beni bi stres kapladı ki sorma. Önüme gelene yazıyor, bırak kızlardan elektrik almayı üçlü priz gibi dolanıyordum ortalıkta. Potansiyel çoşkundum okulun son zamanlarında. Sonra baktım ki olacağı yok "sikerim lan" dedim ve kaldığım yerden devam ettim hayatıma. Diplomayı almış, İstanbul Kadıköy'de doğalgaz  üzerine iş yapan bi şirkette çalışmaya başlamıştım.. Bi şekilde hayatımdan memnundum ama eksik bi şeyler vardı. Evde kinder surpriz yumurta bile vardı ama çocuk yoktu amk. Evlenecek yaşa gelmiş etrafımdaki kadınlara potansiyel eş adayı gözüyle bakmaya başlamıştım yeniden. Bu yaşadığım karmaşık duyguları üzerine bir de annemin torun özlemi eklenince koydum kafaya; iyi kötü birini bulup evlenecektim biriyle..Ama kiminle..?

      Yine bir gün işten çıkmış eve doğru yürüyordum. Hazır çorba içmekten dilimde "knorr"un amblemi çıkmıştı amk. Bunu düşünerek "paraya kıyayım da eve et met bi şeyler alayım" diyerekten evin hemen aşağısındaki marketin yolunu tuttum. Uzun yıllar yalnız yaşamış olmak beni mutfakta adeta bir Özgür Şef'e çevirmişti. Akşama güzel bi şeyler yapayım diyordum ama yine pintiliğim tuttuş et yerine tavuk almıştım. Olsun ben de tavuk mantar yaparım nolmuş ki diyerek kendimle dertleştim iki dakika ayaküstü. Alışverişimi tamamlamış kasaya doğru gelmiştim. Tam aldıklarımı o dönen banda koyacaktım ki kadının biri;

 + Pardon, önünüze geçebilir miyim, sadece bunları geçiricem..

 Dedi elindekileri gösterekek. "Hay amk, hep beni bulur böyle şeyler, saf mı görüyorlar beni artık napıyolar" diye söylenecektim ki kadının güzelliği "tabi tabi, buyrun lütfen" dedirtti bana. Kadından o kadar çok etkilenmiştim ki neredeyse "nolur önüme geçin" diye ısrar edecektim, neyseki gerek kalmadı. Elinde şu pembe kapaklı, mavi şişeli cif'lerden vardı. Annemin kullandığındandı, doğru seçimdi. Elindeki diğer iki-üç parça şeyi de kasadan geçirdikten sonra bir de ne göreyim; kasiyer para üzeri verirken bizim uyanık poşetleri üçer beşer alıyordu. Kasadan geçen iki parça şey için en az 5 tane poşet almıştı. İleride iyi bir ev kadını olacağının sinyallerini veriyordu adeta. Tam "lan olum aslında bu kadın olabilir ha" diyecekken poşetin içindeki saklama kabını gördüm. Hep de şu iç içe geçenlerden, boy boy, renk renk olanlardandı. Annem görse bayılırdı ve bu kadın tam anneme layik bir gelin adayıydı. Tam olarak bu oydu, aranan kan bulunmuştu. Kadın poşeti eline almış ve marketten çıkmak üzereydi, eğer acele davranmassam belki de evleneceğim kadını bi daha göremeyecektim. Ama bahtımı sikeyim ki benim mantarların barkodu okunmamış kasiyer kasaya kodu eliyle giriyordu. Zaman kaybediyordum, "Yapacağın işi sikeyim" dedim içimden ve alacaklarımı kasada bırakıp fırladım kadının arkasından.

      Aramızda yaklaşık bi yüz metre kadar vardı. Amma da hızlı gitmişti amk. Güzel olduğu kadar da atletikti de. Her hareketiyle beni kendine bir kez daha aşık ediyordu. Yetişememekten ve onu bi daha görememekten korktuğum için kapının önünde duran taksiye atladım. "Öndeki kadını takip et" dedim o heyecanla taksiciye, adam anlamadı haliyle ve "aleyküm selam hemşerim" diye laf vurdurdu aklınca. Ama hiç laf dalaşına girecek vaktim yoktu. "Abi sür lütfen, bak kadını kaybedicem" diyince adam sabır çekerek sürdü arabayı. Kadının yanına gelince durduk..

 - Pardon, gelin gideceğiniz yere kadar bırakayım. Yürümeyin elinizde öyle poşetlerle..

 Dedim. Dedim demesine de kendimi windows'a hata raporu gönderip cevap gelmesini bekleyen bi gerizekalı gibi hissettim. Bi tane poşet vardı elinde. Burdan Van'a kadar yürüyebilirdi o iki gramlık poşetle. Kadın hafifçe cama doğru eğilerek;

 + Sağolun şu aşağı tarafta oturuyorum, yakın zaten.

 Dedi. Ama ben onu kaybetmemek için her şeyi yapabilir, tek ayak üstünde baş harflerinden "YALAN" çıkacak bir akrostiş şiir yazabilirdim.

 - Ben de orada oturuyorum, zahmet vermiş olmassınız, buyrun lütfen..

 Diye yineledim teklifimi. Neyse ki kadın bu sefer itiraz etmeden bindi arabaya. Benim evi çoktan geçmiştik ama hala gidiyorduk amk. İlişkimize yalan karışmıştı. Taksimetreye bakmaktan yola bakamıyordum. Nereye gittiğimiz hakkında hiç bir fikrim yoktu. Neyse ki kadın benden ümidi kesince yolu tarif etmeye başladı. İki üç ara döndükten sonra durduk. Ebesinin amı kadar yol gelmiştik ve taksimetre 14 lira tutmuştu. Ben olmasam bu kadar yolu yürüyecekti amk, fakir midir nedir diye geçirdim bi an içimden. Kadınla beraber ben de indim.

 + Teşekkür ederim, zahmet verdim size..

 - Olur mu canım, ne zahmeti, ben de şurda oturuyorum zaten..

Demeye çalışırken gösterecek yer bulamamıştım, kadının oturduğu bi bina ve etrafında hep park, tükyan falan vardı. Ne biçim mahalleydi amk burası. Kadın muhtemelen masum bi yalan söylediğimi ve burdan ebesinin nikahına kadar geri döneceğimi anlamış olacak ki;

 + Gelin bi kahve ikram edeyim size, hem teşekkür etmiş olurum..

Dediğinde ben senaryoyu çoktan kurmuş sigaramı yakmıştım bile. Sonra birden pisleştiğimi farkedip masum bi kahve sonuçta diye kendimi kandırmaya çalıştıysam da yemedim tabi ki de. Du bakalım toroman, ne olacak acaba diyerekten..

 - Bayılırım kahveye..

Diye atladım hemen. Fırsatları kaçırmak tarzım değildi. Binaya girmiş, asansör bekliyorduk. Neyse ki asansör 2. kattaydı ve çabuk geldi. İnşallah yüksek bi katta oturmuyordum diye geçirdim içimden. Yükseklik korkum ya da asansör fobim yoktu ama bi karşı cinse asansöre binmek kendimi bildim bileli fazlasıyla germişti beni. Kadın 8. katın düğmesine bastı. Vay amk kaç katlıymış bu bina diye düşünürken önce saatime baktım, sonra gömleğimin yakasını hafifçe düzelttim ve sonra baktım olmıcak asansörün yer döşemelerini incelemeye başladım. Bildiğin zamana oynuyordum. Babamdan azar yerken incelediğim halı desenleri geldi aklıma. Neyse ki gelmiştik. Asansörden inip sağa döndük. Kadın zili çaldı..! Oha amk, o hangisi, evde biri mi vardı..? Oysa ki ben yalnız olacağımızı sanmıştım diye düşünürken kapıyı açan kaslı göteleğin "hoşgeldin hayatım" demesi beni oracığa gömmeye yetmişti. Sevdiğim, aşık olduğum kadın evliydi, ya da en iyi ihtimal birlikte yaşadığı bi manitosu vardı. Lost'un finalinde bile bu kadar hayal kırıklığı yaşamamış olan ben içime doğru akıttım gözyaşlarımı..

     Çaresizce girdim içeri. "En azından beleş kahve içerim, sonra aşkımı kalbime gömer siktir olup giderim; oysaki markette para verirken her parmağına tek tek bakmıştım, yüzük falan da yoktu elinde. Demek evli değillerdi, kızlı erkekli kalıyorlar, dost hayatı yaşıyorlardı, lan dur bi dakika, belki de harbiden dostlardı. Ya mal mal konuşma, öyle dost mu olur amk, Muhittin'in sana "hayatım" dediğini düşünsene bi dedim kendi kendime.

     Herif beni gayet hoşgörüyle karşılamıştı. "Godoş mudur nedir" dedim içimden, ama allahtan duymadı, herif bildiğin kas yumağıydı. Herhalde kadının arkadaşı falan sanmıştır beni diye düşündüm. Bu sırada kahveler geldi. Kahvelerimizi yudumlarken bir an önce bitse de gitsem diye düşünürken, zaten kahve de bok gibi olmuş diye çamur atmadan da geçmedim.

 + Bu arada tekrar teşekkür ederim, bütün gün oturuyorum, hareket olsun diye yürüyecektim aslında ama siz ısrar edince kabalık etmek istemedim..

 Derken ben hadi lan ordan pinti, iki kuruş vermicem diye dünyaları yürüyecektin amk diye geçirdiysem de içimden..

 - Rica ederim, lafı mı olur, hem bak komşu sayılırız..

Derken göz ucuyla yan koltukta oturan adamı kesiyordum. Manitosuna iş attığımı farkederse burda bana neler yapar, zeytini neremden yer diye düşünüyordum. Ama Allahtan herif fıs çıktı. Bende o kadar kas olacak sırf keyfine adam döverdim yeminle, ki bu adamın bana bunu yapması için çok sağlam bir nedeni de vardı..

 + Adın neydi bu arada..?

 - Berkin ben..

 + Özge ben de, bu da nişanlım Emre..

 - Buralı mısın..?

 "İzmit çocuğuyuz be karşimm" demek geldiyse de içimden;

 + Yok İzmitliyim ben..

 - İnanmıyorum Berkin sen misin..?

Mal mıdır nedir, demin dedik ya "berkin" diye, neyse direkten dönmüşüm, allah korumuş, karı mal çıktı diye düşünürken kadın boynuma atlayıverdi. "Dur kız napıyosun, kız dur yapma, herifin burda" desem de yapıştı hatun, bırakmadı..

 - Lan yoksa..?

 + Evet, evet Özge ben, Yahya Kaptan'dan, inanmıyorum ya, tesadüfe bak ya..

Derken bense şaşkınlıkla bahtsızlığıma yanıyordum. Yıllar sonra ilk aşkımı buldum, onu da bu çam yarması kapmış vay amk diye geçirdim içimden..

 - Ee napıyosun peki burda, İstanbul'da..?

 + Doktorum ben, burda özel bi hastanede çalışıyorum..

Vay amk, doktorculuk oynadığım kız sahici doktor olmuştu. Kız ideallerinin peşinden koşmuştu. Acaba branşı ne, kesin ürolojidir, çünkü zamanında bu konu üzerinde çok çalışmıştık desem de soramadım, doktordu neticede. Üzgünlüğüm katlanarak artıyordu. Hem ilk aşkım, hem ilik gibi hatun hem de doktordu. Hayallerim yıllar sonra suya düşmüştü, çekmişti, tam bana göreydi şimdi; meğer kendime göre  ne de büyük hayaller kurmuşum..

      Konuşma bu şekil devam etti, çam yarmasında en ufak bi hareket yoktu, hala gevşek gevşek gülüyordu..Üstelik öğrendiğime göre Rus Dili ve Edebiyatı okuyordu, amaç çok açıktı, bu yarma 100 dolara duj almayı kafaya koymuştu, bu öküz Özge'yi haketmiyordu.

      Aradan zaman geçmiş,  yıllar sonra Özge'yle yeniden görüşmeye başlamıştık.Ama yarma da bizle takılıyordu. O en çok korktuğum, iki sevgili arasındaki gereksiz 3. kişi olmuştum. En büyük hobim telefonun tuş kilidini açıp kapatmaktı. Neyse ki bi kaç hafta sonra yarma bize ayak uyduramadı ve biz Özge'yle baş başa takılmaya başlamıştık nihayet. Haftada en az üç gün görüşüyor, görüşmediğimiz zamanlarda sürekli mesajlaşıyor, deli gibi eğleniyorduk. Kaybolan yıllarda yapılması gereken çoğu şeyi yıllar sonrasına sıkıştırıyorduk. Aslında daha yapılacak çok şey vardı, çünkü artık Özge'nin memeleri vardı ve aynı zamanda bir de nişanlısı. Biz gün geçtikçe yakınlaşıyor, İstanbul'un altını üstüne getiriyor, haftasonları neredeyse Nevizade'de sabahlıyorduk. Çam yarmasını artık ben de siklemiyor hatta korkmuyordum, ters bi durum olursa mesajları gösterir, Özge'yi satar, ben yırtarım diye düşünüyordum ama içimde yabancı olduğum bir his vardı. Adı vicdandı. Çam yarmasına acıyordum içten içe. Herif göz göre göre aldatılıyordu ama Aşk Tesadüfleri Sever'de de böyle olmamış mıydı..? Belki de doğrusu bu olmalıydı. Ama bi du bakalım, sakin ol, sonuçta ortada adı konmuş bi şey yok, hem daha memişleri görmemiştim. Ayrıca canımı sıkan daha büyük bi şey vardı. Öyle ya da böyle ilk aşkım yollu olmuştu, akşamları nişanlısının koynunda uyuyor sabahları benle fingirdiyordu. Ne yapacağımı, ne hissedeceğimi bilmiyordum..

     Son  görüşmemizden iki gün sonra Bakırköy sahilde buluşmuş bi cafeye oturmuştuk. Özge bi garip davranıyordu. Tedirgin görünüyor, konuşurken yüzüme bakamıyor sürekli yüzünü eğiyordu.. Önce kaşlarını mı aldırmadı acaba, yoksa bıyıkları mı çıktı diye düşünsem de durum sandığım gibi değildi. Bi şey söylemeye çalışıyor, ama utanıyor, cırcır olmuş gibi kıvranıyordu. Tam o sırada beyaz kazağının üstünde sallanan yeşil taşlı bronz kolyeyi gördüm, bu bu bu annemin kolyesiydi, kulağında ise yine annemin gümüş küpeleri vardı; yine çok saçma bi kombin yapmıştı, bu kız hiç değişmeyecekti ama neyseki bu sefer makyajı yerindeydi. Ben şoku atlattıktan sonra susmaya devam ettim ve hiç bir şey demeden lafa girmesini bekledim, sonuçta beni buraya o çağırmıştı, illa ki yumurtlıcaktı..

 + Berkin, nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama son 2 aydır deli gibi mutluyum, yıllar sonra tekrar çıktın karşıma ve bu çıkmazda yol gösterdin bana, biliyorum belki çok geç kalınmış iki kelime ama artık sadece kendi mutluluğum için yaşayacağım.. "Seni seviyorum" ve hayatıma senle devam etmek istiyorum. Beni yeniden sevebilecek misin..?

Derken gözleri dolu dolu olmuştu. Lan hatun cidden yıllar sonra bana aşık olmuştu ama olsundu nihayetinde yarmanın nişanlısıydı ve bu bana yakışmazdı, tam yaklaşmış duduştan bi emcik alacaktı ki ağzının üstüne vurdum bi tane. Arkama bakmadan kalktım masadan ve nereye doğru gittiğimi bilmeden koşar adım çıktım cafeden. Arkadamdan gelir sanıyordum ama yaklaşık 5 dakika boyunca yürümeme rağmen ne gelen vardı ne giden. Ufaktan bi pişmanlık sarsa da bedenimi o gün bu gündür kafamı yastığa rahat ama bir o kadar da yalnız koyuyorum. Aklımı sikeyim.. Çok pişmanım Özge, bi şans daha versen, ya da en azından küpeleri göndersen..? Not: Kolye kalabilir..

Dip Not: Hala yalnızım ve adaylarımla bi çay içebilirim..

Berkin Akdeniz

3 yorum:

  1. kriterler uygunsa bir çay içebiliriz :D

    YanıtlaSil
  2. benim de ilk aşkım orosğpu oldu knka siktir et takma kafanadasf :)

    YanıtlaSil
  3. way çamyarmasının düştüğü halleri kes.. :)

    YanıtlaSil