27 Kasım 2013 Çarşamba

Sen Hiç Aşık Oldun Mi..?

Kasım / 2004
 
   Ben oldum.. Baya baya oldum, aşırı bayası hem de..Bir laz kızına..

     Fotoğrafçılığa merak saldığım yıllardı. Bi kaç bayram taramalı tüfek gibi el öpüp, sigarayı bırakıp para biriktirmiş ve nihayet hayallerimi gerçekleştirecek olan makineyi alabilecektim..Eski parayla 400 küsür kadar milyonum vardı, nice badireler atlattım, nice zorluğun üstesinden geldim bu parayı denkleştirebilmek için..Fotoğraf makinesi alacağımı duyup "oğlum manyak mısın, bi fotoğraf makinesine o kadar para verilir mi, gel karıya gidelim o parayla, keyfin yerine gelsin, kafan dağılsın azcık" diyen densiz arkadaşlarıma rağmen Hayyam Pasajı'nın yolunu tuttum. Götümdeki dona güvenim yoktu ama nikon D90 alacaktım. Girdiğim ilk dükkandaki dükkancı amca "nah alırsın bu paraya D90" dercesine gülmüştü bana, onurum kırılmıştı, incinmiştim, örselenmiştim. Şeytan "oğlum gel arkadaşlarını dinle, burdan Karaköy bi otobüs, iyi düşün.." diyordu. O parayı karıya kıza yedirmek yerli yersiz cazip gelse de mantıklı düşündüğümde yine gidesim geliyordu. Ama yine de tuttum kendimi. Ne yapmalı diye düşünürken bir de ikinci el fiyatlarını sorayım belki uygun bulurum dedim ve aynı dükkana bi daha girmeye utanarak az ileri doğru götüm götüm yürümeye başladım. Bilmem belki 4. dükkandı, girdim. Genç irisi bi çocuk bakıyordu dükkana. Bu sefer kendimden daha emin bi tavırla "ikinci el Nikon D90 bakıyorum" dedim. Eleman "tabi abi, 2 tane var elimde, biri 700 milyon diğer 800 milyon" dedi."Neden bu daha pahalı" dedim, "diğerinin shutter sayısı daha yüksek" dedi. Tam "shutter da ne ola ki..?" demeye yeltenmiştim ki "dur kanka, dur sakin ol, bilmiyomuş gibi görünme; küçük görürler, cahil görürler, kandırırlar seni merdali" dedim kendi kendime, ama ben bunları derken geçen süre ve  boş bakışlarım beni ele vermiş olacak ki eleman elindeki makineyi  "dur lan bari bi kere elleseydim aleti" diye haykıran çığlıklarımın arasında aldığı yere geri bıraktı ve diğer tezgaha doğru yöneldi. Eline siktiriboktan bi dijital makine aldı, hani şu fakir turistlerin kullandığından ve "al bak abi on numara makine, 220 milyon, tavsiye ederim, D90 da neymiş bu aletin yanında" dedi. Evet korktuğum başıma gelmişti, kandırılıyordum, tam olarak şu an kandırılıyordum. Hiç bi şey demeden arkamı dönüp dükkandan çıkasım geldi. Evet çıkmıştım ama "hayırlı işler" çıkıverdi ağzımdan. İçimdeki arsız beyefendiye sahip çıkamıyordum. Derken bi kaç dükkan vitrini daha gezdikten sonra hayallerimin suya düşüşünü an be an görebiliyordum. Çaresizce evin yolunu tuttum, durağa doğru yürüyordum. "vay amk ya" diye söylene söylene durağa gelmiştim. Normalde zaten algıda seçici bi insandım ama o an baktığım herkeste sanki D90 vardı, daha demin dalga geçtiğim fakir dijital turistler bile sanki sözleşmiş gibi D90 almışlardı, bi kaç tanesinin elinde yoktu ama onlar da kesin çantalarına koymuşlardı. Duraktaki bankta bi tane hatun oturuyordu güzelinden, o hiç geri kalır mı, onun elinde de vardı bi tane en lenslisinden. Bi süre hatunun yanında sessizce oturduktan sonra dayanamadım girdim lafa..

+ Merhaba..

 Boş gözlerle "ne var amk" dercesine baktı bana ama kibarlığından ödün vermeyecek kadar da asildi aynı zamanda, ufakça tebessüm etti. Ben o ana kadar farketmemiştim. Yemyeşil gözleri vardı. Bildiğin ot yeşili hani. Lafa bi daha girmek, muhabbet açmak için can çekişiyordum. Aklıma en saçma olanı geldi;

+ Okuyo musun.?

"Allahım canımı al şu an" diye haykırdım sessizce, içime doğru ağlıyordum, utancımdan yerin yarılmasını beklerden hatun belki de benden kurtulmak için cevap verdi;

- Hayır, fotoğrafçıyım ben, daha doğrusu fotoğrafçıydım..Şimdi vazgeçmek zorundayım bu sevdadan..Buraya da makinemi satmaya geldim ama çok az para verdiler ben de kıyıp veremedim..

Aklımda o an soracak o kadar çok soru birikmişti ki ne yapacağımı nerden gireceğimi şaşırmıştım..Ayrıca ben "okuyo musun..?" diye sormuş muhabbetin devamını da ona göre tasarlamıştım, ama şimdi ipleri hatun eline almıştı; üstelik sadece bi soru sormuştum, hatun hayat hikayesini anlattı, amma da meraklıymış konuşmaya gibisinden saçma düşünceler içinde kaybolmak üzereydim ki neyse ki atladım lafa.. 

+ Ben alayım hacı, kaça bırakırsın..? 

Yine süpersonik derecede saçmalamıştım, belki yeni doğacak bir aşkın içine para sokmuş, ticaret karıştırmıştım, aşık olmak üzere olduğum kadın bana müşteri gözüyle bakacaktı..Ama neyse ki hatun bu sefer de "şapşik" dercesine gülümseyerek baktı bana. Hoşuma gitmişti, içim gıdıklanmıştı, "yapma kız" demek istedim ama sustum..

- Buradakiler 600 milyon verdiler, 900 milyon borcum var, borçlarımı ödemek için satıyorum zaten.. Bu parayı bulmam lazım, bi kısmını kapatıp bi süre daha idare edecek durumda değilim ve 900 milyon vermeyeceklerse makineyi satmamın bir anlamı yok..

Hatun güzel olduğu kadar çakaldı da aynı zamanda, şu son söylediği cümleyle pazarlık ihtimalimi sıfıra indirmişti ama aynı zamanda içim burkulmuştu. Gencecik yaşında bu kadar borcu olduğuna göre bizim gibi laylaylom yaşamıyordu, belki de bakmakla yükümlü olduğu insanlar vardı. Hemen senaryoyu kurmuştum kafamda ve filmin sonu beni daha da hüzünlendiriyordu. Genç ve güzel kız borcunu ödeyemediği için kötü adamlar borca çok saçma bi faiz oranı uygulayacak ve borç an be an büyüyecek, asla ödenemeyecek bir meblaya ulaşacak kız ailesine zarar gelmesin diye kendini feda edecek kötü adamlar için çalışacak ve belki de kötü yola düşüp kendini satacaktı.. Aman tanrım, bi şey yapmalıydım. Gönlüm buna asla razı olmazdı, mantıklı düşünüp doğru bi karar vermeliydim..

+ Tamam ben alayım 900 milyona, ben de zaten buraya bundan almaya gelmiş, istediğimi bulamamıştım, hep cızık cızıktı makineler, bak bu temize de benziyor..

Yine en saçma olanını yapmıştım. Zor durumlarda sağlıklı düşünememek ve hatta hiç düşünememek hobilerim arasındaydı..

- Sen ciddi misin..?

Derken bi tane öpüverseydi duduşun kenarından güzel olurdu aslında ama yine gülmüştü, hep gülüyordu zaten, olsundu, güzel gülüyordu..

+ Evet ama şöyle yapalım, şu an yanımda 400 milyon var, ben şimdi bunu sana vereyim, kapora niyetine, sen de bu parayla en azından işlerinin bi kısmını hallet, bi hafta içinde de kalan 500 milyonu verip makineyi alayım, bi ödeme bekliyorum da..

Öyle bir ödeme hiç yoktu, olmamıştı ve olmayacaktı..

- Tamam anlaştık o zaman..

Derken, sevinçle ve heyecanla makinesini çantaya yerleştiriyordu, bense bi bok yedik bari tadını çıkaralım düşüncesiyle parayı verirken "oha çanta da beleşe gelecek amk" diye kendimi avutuyordum..Şu para muhabbeti dağılsın ben de acımı unutmaya çalışayım bari derken;

+ Nerelisin..?

Diye sordum..

- Rize. 

Dedi, zaman o an durmuştu benim için, bir laz kızına aşık olmuştum, burnunun ayrodinamik yapısından anlamalıydım halbuki, Hayatımda tanıdığım iki laz vardı, onlar da fıkralardan bildiğim Temel ve Dursun'du, burunları kocamandı..Neyse ki bizim kızın burnu o kadar da laz değildi..Kuvvetle muhtemel adı Fadime'ydi..Allahım bir Fadime'ye aşık olmuştum..Korkarak o soruyu sordum;

+ Adın ne peki..?

- Adım Aysel.. 

Dedi, neyse ki korktuğum başıma gelmemişti ama Aysel benim adımı sormamıştı, çünkü benle işi bitmişti artık, amacına ulaşmıştı, benim kim olduğumun hiç ama hiç önemi yoktu artık onun için..Neyse "evlendiğimizde zaten öğrenecek" diyerek kendimi avutsam da yorganı göğsüme kadar çekmiş, yatakta tek başına yatarken gördüm bir an kendimi ama neyse dedim içimden ve Aysel birden ayaklanarak;

+ Otobüsüm geldi benim, haftaya görüşürüz o zaman, makinene gözüm gibi bakıcam merak etme..

Diyerek otobüse bindi ve gitti.. "Merak etme mi..?" Nasıl merak etme, neyi merak etme. Yılların birikimini az önce ellerimle vermiş ve nerede, ne zaman olduğunu bilmediğim bir görüşme ayarlamıştım. Üstelik 500 milyonum da yoktu ama ben yine de merak etmicektim..

     400 milyonum öyle de gitti, böyle de gitti diyerek aklıma şöyle bi fikir gelmişti. Arkadaşlarımdan, sağdan soldan 500 milyon bulup kıza kalan parayı verecek, makineyi alacak, daha sonra makineyi 500-600'e satacak belki paranın az buçuğunu kurtarıp geri kalanıyla borcumu kapatacak ve aynı zamanda Aysel'in işini halledicektim. Evet bu fikir o an çok mantıklı gelmişti. Aşık olduğum kadın zor durumdaydı. Bunu yapacaktım. Çünkü aşık olmak bunu gerektirirdi..

     Ben en kuvvetli ihtimalin haftaya aynı gün, aynı saatte olacağını düşünerek cebimde borç almış olduğum 500 milyonla aynı durağa işim garanti olsun diye sabah 9'da geldim. Saatler olmuş hala kimse gelmemişti. Aklıma pis pis şeyler gelmeye başlamıştı. İnsanın aklına her şey geliyordu. Acaba Aysel borcunu ödeyemediği için kötü adamlar tarafından kaçırılıp, gelinlik giydirilip, tecavüz edilip, gözü kaşıkla oyulduktan sonra çalılıklara falan mı atıldı diye düşünürken aynı güzergahın belki 200. seferi geçiyordu "ama Allah var belediye iyi çalışıyor" diyerek yatıştırdım kendimi..
     Akşam olmuştu. Aysel gelmemişti. Makinede falan gözüm yoktu. Aysel'in başına bi şey gelmiş olma ihtimalinden çok korkuyordum ki iyi bile olsa onu bi daha göremeyecek olmam beni kahrediyordu.

     Aradan yıllar geçmişti. Ben aşkımı kalbime gömmüş, kızım olursa adını "Aysel" koyucam düşüncesiyle yaşamaya bi şekilde kaldığım yerden devam etmiş, ilerleyen yıllarda bir sürü manitom olmuş, çekeceğim fotoğrafları da D90'ımla değil 5 megapiksellik Nokia'mla çekmiştim. Melodi diye bir reklam ajansında organizasyon sorumlusu olarak çalışıyordum ve  ajans yeni bi reklam kampanyası için fotoğraf yarışması düzenlemiş, birinciye reklamı yapılan teknomarketten 3000 TL'lik hediye çeki verecekti. Gazetelerde, bilboard'larda yarışmanın duyurusu yapıldı ve yarışma süreci başlamıştı. Fotoğraflar gelmeye başladı. Fotoğraftan anlamasam da içinde saygın fotoğrafçıların bulunduğu değerlendirme jürisinin yanında organizasyon sorumlusu olarak ben de yer alıyor, ara sıra fotoğraflara bakıyor, yerli yersiz fikirlerimi belirtiyor ve genelde de kaale alınmıyordum. 
   
     Yarışmaya katılım süreci bitmişti. Jüri birinciyi seçmek için son değerlendirmeleri yapıyor ve beni sikleyen olmadığı için ben sadece yarışmanın bitmesini bekliyordum. Ertesi gün değerlendirme sonuçları bi zarf içinde ofise postalanmıştı. Merakla birinciyi öğrenmek için zarfın içindeki tab edilmiş fotoğrafı çıkarttım. Balıkçı beresinden açık renkli saçları taşmış bir kız, teknenin camından yansıyan silueti ve ardında parlayan İstanbul Boğazı'nın eşsiz manzarasını birleştirmiş ve gerçekten de harika bir resim ortaya koymuştu. Hediye çekini kargoya vermek için zarfın içindeki iletişim bilgilerine baktığımda beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Aysel Tuna - Maltepe / İstanbul yazıyordu. Fotoğrafa bi daha baktığımda taşlar yerine oturuyordu; Adı Aysel, açık renkli saçlar, laz usulü balıkçı beresi, büyük ve biçimsiz burun, gördüğüm kadarıyla elindeki de ilk taksidini verdiğim benim makinem. Makus talihimin zalım oyunu son perdesini oynuyordu. Benim makinemle birinci olmuştu götelek; ama şimdi sıra bendeydi.. İlk işim 3000 TL'lik hediye çekiyle teknomarkete gidip yıllardır hasretini çektiğim D90'ı almaktı. Yıllar geçmişti, Aysel değişmişti, ben değişmiştim ama D90 hiç değişmemişti fiyatı bile neredeyse aynı kalmış sadece paradan altı sıfır atılmıştı. Bendeyse 3000 TL vardı, paraya kıydım, üzerine az biraz da ben koyup en az iki üst model olan D7000 'i aldım, lensleriyle beraber  hem de ve hemen ardından zarfın içindeki adrese bir mektup postaladım;

"Aysel merhaba, Berkin ben, muhtemelen ismim sana yabancı gelecektir çünkü sen hiç sormamıştın adımı, hani şu yıllar önce Sirkeci durağında fotoğraf makineni sattığın, parasını alıp ortadan kaybolduğun toroman ben.. Fotoğrafın benim de içinde bulunduğum bir ekip tarafından hakkıyla birinci seçildi, ben de sayende paranın kalanını vermeden makineme kavuştum.. Makine zaman içerisinde biraz değişmiş, büyümüş, güzelleşmiş adı da D7000 olmuş, sözünde durduğun ve makineme iyi baktığın için teşekkür ederim.."
   

Berkin Akdeniz


19 Kasım 2013 Salı

Yıkılan Hayaller..

Ekim / 1999    

     Olmaz olsun böyle fark ediş..Olmaz olsun böyle yalan dünya..Hayır, ne istediniz ki küçücük bir çocuğun hayal dünyasından..Neden kirlettiniz ki o güzelim günleri..Şu hayatta iki şeyin farkına varınca yıkıldım..Birincisi arkadaşımın sünnet düğününde halay çekerken teyzemin kulağıma eğilip "seneye de senin büllüğü kesicez.." demesi, ikincisiyse "Amerikan güreşçilerinin" gerçekten dövüşmediğini sadece rol yaptıklarını öğrendiğim gün..Bak yine tüylerim tiken tiken oldu..Sünnet olmuş olmam ilerki yıllarda rakiplerimle eşit şartlarda rekabet etmeme olanak sağlarken bu ikincisi hiç bir boka yaramadı..Hayatımda hep bi eksik, hep kocaman bi kara leke olarak kaldı..

     Aslına bakarsan ben baya geç kaldım Amerikan güreşçilerinin palavradan ibaret olduğunu fark etmekte..Orta okulda falandım..Oturur saatlerce Amerikan güreşi izlerdim..Gözlerimi hiç ayırmadan o koşup koşup ringlerin iplerinden geri seken kocaman adamların birbirleri üzerine atlamalarını, bazen seyircilerin de ringe çıkıp dövüşe katılmalarını, hakemlerin dövülmesini falan heyecanla seyrederdim..İşte belki de hatayı burda yaptım..Bu muhteşem gösteri dünyasının büyüsüne kendimi öyle bi kaptırmışım ki göremedim gerçekleri..Keşke de hiç farketmeseydim ki..Hiç unutmuyorum o günü:

     Bir gün yine annem işteyken ben öğle arası okuldan yemek yemeye diye dışarı çıktım..O gün aslında her gün yaptığım gibi en sevdiğim şeyi yapacak küçük marketten 1.5 milyona ekmek arası salam alacaktım..Param kalmadığı için kola alamayacak ekmek arası salamı paket yaptırıp eve gidecektim..En büyük zevkim buydu biliyor musun..O zaman sigara migara da içmiyoruz, ciğerler hava filtresi gibi mübarek ben koştur koştur evin yolunu tuttum saat 13:30 olmadan azcık daha fazla Amerikan güreşi izleyeyim diye..Eve gelir gelmez televizyonun başına geçtim..Dolaptan almış olduğum asidi kaçmış 2.5 litrelik kola yanımda ben ekmeğimi kemirtirken kapı sesi duyuldu..Nadir de olsa babam öğlenleri eve gelirdi..

- "Oğlum napıyosun sen bu saatte evde, hadi koş okula geç kaldın..?"

+ "Ne geç kalması baba daha yeni geldim" desem de yemedi babam..Ben kendimi o kadar kaptırmışı ki en sevdiğim salamlı ekmekten bile iki ısırık almış bırakmışım..Farketmedim.

- Hadi hadi hadi, oyalanma doğru okula..

+ Tamam baba şu maç bitsin bak şimdi Rush'ın eski düşmanı çıkacak ringe, intikam almak için..

- Oğlum mal mısın, hikaye lan onlar, ne dostu, ne düşmanı, ne intikamı, rol yapıyor adamlar..

+ Hıı hiç de bile.. (sesim titredi, inanmak istemedim, ama babaydı, babalar yalan söylemezdi, bize öyle bi bilgi gelmemişti..)

- Hadi saçma sapan şeyleri izleyeceğine kalk doğru okula..

     Yıkılmıştım, Oktay Çılgın Bediş'i aldattığında, Ruhsar yağmur yağmadığı için gelemediğinde, Kaygısızlardaki Eleman Kültekin'den dayak yediğinde ve hatta yıllar sonra Yaprak Dökümü'ndeki Ferhunde yüzünden Ali Rıza Amca felç kaldığında bile bu kadar üzülmemiştim..Hala inanamıyordum, yıllar yılı hayallerimi süsleyen adamlar birer yalandan ibaretti, o koskoca Cersy'nin kas yığını bir balonmuş söndü..Artık ne ben o eski bendim, ne de dünya eskisi kadar masumdu..Biz büyüdük ve kirlendi dünya..Gözlerim dolu dolu oldu..Hayır ağlamayacaktım aslında ağlamak istedim ama ben yaklaşık 2 dk önce büyümüş kocaman adam olmuştum, artık ağlamayacaktım..Birden "adaletini sikeyim yalan dünya.." deyiverdim..Bende şaşırmıştım, ilk defa böyle bi küfür ediyordum..Ama ufaktan da hoşuma gitmedi değil hani bu durum; ama hala öyle bi şok içindeydim ki o an yılların birikimi olan futbolcu kartlarımı, tasolarımı, bilyelerimi kısacası tüm mal varlığımı arkamda bırakıp evi terkedesim geldi..Sırf babam bulur da döver diye korkumdan gidemedim..Yoksa gözüm karaydı, çeker giderdim..O günden itibaren hayatımda kocaman bi boşluk oluşmuştu..Babam durumu farketti ve yüreği cızladı ki daha fazla üzülmiyim diye tuttu beni "Kırkpınar Yağlı Güreşleri"ne götürdü..Ben başta çok heyecanlanmıştım ama güreşler başlayıp o koca koca adamların ellerini birbirinin götüne doğru soktuğunu görünce çabuk vazgeçtim bu sevdadan..

     Şimdilerde hiç bir olaya şaşırmamam, üzülmemem, odun gibi soğukkanlı olmam da hep o günlerden kalan bi miras bana..Mahura'nın Kalvs'in düşmanı olmadığını, o iplere çıkıp atlamaların, uçmaların, kaçmaların yalan olduğunu öğrenmekten çok ne şaşırtabilirdi ki beni..?

     Aradan bir kaç yıl geçmiş küçük kardeşim büyümüş, ve o seyretmeye başlamıştı bunları..Abilik görevimi yapmak zorundaydım, zamanı gelmişti..Ben önceden uyarayım kardeşimi de bu yalan dünyanın bi parçası olmasın, yıllarca izleyip de sonra hayal kırıklığına uğramasın, acımasız babamın bana yaptığını ben ona henüz yolun başındayken daha insaflı bi şekilde yapayım dedim..Henüz 3. sınıfa giderken aldım karşıma ve:

- Lan gel sana bi şey söylicem..

+ Söyle abi..

- Bu Amerikan güreşi gerçek değil, hepsi tiyatro gibi bi şey, ama sakın üzülme tamam mı..?

+ Abi herhalde biliyorum gerçek olmadığını, salak mı sandın sen beni..?

     Gerçeklerle yüzleşmiş olmam hayatımın bu kara döneminde bir kez daha sarsmıştı beni..Doğru söylüyordu, salak olan bendim..İnandım, sevdim o çılgın adamları yürekten..Hulk Hogan'ı, Kevin Nash'ı, Rey Mysterio'u ve daha nicelerini..Şimdi biri karşıma geçse ve "Hayır, saçmalama, Amerikan güreşleri tabiki de gerçek" dese "Sus, bana yalan söyleme, neden mi? çünkü inanırım" derim..Yok lan şaka şaka "siktir git lan burdan" der, yaramı daha fazla deşmesine müsade etmez, YouTube'dan Andre'nin Piper'i yakasından tutup havaya fırlattığı o inanılmaz bölümü izlerim..


Berkin Akdeniz.